Bu site satılıktır,ilgilenenler serefs@gmail.com adresinden irtibata geçebilir.
Tek komponentlidir.
Yüzeylere derinlemesine nüfuz eder.
Taş yüzeylerde parlaklık ve koruma sağlar.
Şeffaf malzemedir.
Yüzeydeki estetik görüntüyü bozmaz. Doğal güzelliği korur.
Su, asit ve alkalilerden etkilenmez.
Sızdırmazlık özelliğine sahiptir.
Elektriği iletmez
KULLANILIŞ YERLERİ
Taş duvar kaplamalarında taş yüzeyinde koruma ve parlaklık sağlamada,
Derz dolgularda rutubete ve suya karşı mekemmel koruma sağlamada,
Tarihi eser koruma ve restorasyon işlerinde,
Aşınma ve tozlanmaya karşı,
Bordür, taş merdiven ve korkuluklarda,
Dış cephe ve bahçe duvarlarında haşere yuvalarına engel olmada,
Taş oymacılığında koruma ve parlaklık sağlamada,
Şömine ve barbekülerde
UYGULAMA ESASLARI
Cila yapılacak taşın yüzeyi su, toz, yağ vb… maddelerden arındırılmalıdır.
Nemli yüzeylere tatbik edilmemelidir.
Yüzeylere derinlemesine nüfuz ettiğinden yüzey emmeye mani olacak boya vb… maddelerden arındırılmalıdır.
Bir kattan fazla tatbik edilecekse 10 dakika ile 30 dakika arasındaki kuruma süresinden sonra 2. veya 3. katlar sürülmelidir. (istenilen parlaklık derecesine göre)
Tatbikat kıl fırça veya rulo fırça ile yapılmalıdır.
Solvent esaslıdır.
Gerektiğinda İZOSÖK ile inceltilebilir.
Hava ile temas etmediği taktirde bozulmadan bekleme süresi sınırsızdır.
Kullanıma hazırdır.
Sürme esnasında ateş ile yaklaşmayınız.
Serin yerlerde muhafaza ediniz.

Erk inşaat kadıköy www.izocardi.com 0216 3363136
| Teras çatılarda, beton, şap çatlaklarında, karomozaik ve fayans derzlerinde. |
| Zeminlerdek iyüzeysel hareketler sonucu oluşan çatlak onarımlarında |
| Banyo ve wc, yüzme havuzları gibi fayans altı ıslak zemin izolasyonunda |
| Baca dipleri çatlaklarında |
| Temel ve temel perde duvarlarda, beton yapılarda su ve korozyona karşı |
| Bina dış cephelerinde |
| Parapet duvar dip ve köşelerinde, üst mermer kaplama çatlaklarında |
| Filiz demirleri dip çatlaklarında |
| Viyadük - köprü betonlarının asfalttan önceki izolasyonunda |
| Tekne ve yatların güverte ve lambri yer döşemelerinin birleşim yerlerinde |
| Su deposu ve beton silo çatlaklarında |
| Beton künk ve sulama kanalları çatlaklarında ve çatı oluklarında |
| Toprak altında petrol ve su tanklarının paslanmasını önlemede |
| Soğuk hava depolarında, suya ve rutubete karşı güvenle kullanılır. |
| Duvar ve baca dilerinde havuzlama yapılırken köşe ve birleşim yerlerinde üçgen çıta ile besledikten sonra üzerine iki kat uygulanır. |

Sürmeden önce yüzeyin temiz, kuru olması, yağ, boya ve benzeri yapışma önleyici kirlerden arındırılması gerekmektedir. Betonun kumlanmadığına özellikle dikkat edilmelidir. Bu test bir çivi ile beton zemini çizerek yapılır. Zemin kumlanıyorsa sağlamlaştırılıp daha sonra uygulanmaktadır.
İZOCARDİ ÇATLAK MEMBRANI Hazırlanan yüzeye dişli bir spatula, fırça veya havasız tabanca ile uygulanır. Kullanımdan evvel malzeme iyice karıştırılmalıdır. 2. ve 3. katlar birer gün ara ile uygulanır.
Zemine uygulanacak kat sayısına bağlıdır.
1 KG -
Uygulanan yüzey kuru olmalıdır. Membran uygulamasında en az 1 saat sonrası yağış olmayacağı öğrenilmelidir. Uygulama eldivenle yapılmalıdır. Cilt ve göze temas olursa bol su ile yıkanmalıdır. Kesinlikle tiner v.b. incelticiler kullanmayınız. Uzun süreli solvent kokusundan dolayı kapalı alanlarda uygulanmamalıdır. Süreli kullanımda ambalaj kapağını sıkıca kapatınız.
Kullanımdan sonra aletler selülozik tiner ile temizlenir.
| ÖZELLİKLER |
TEST |
| YOĞUNLUK |
1,40 g/cm³ |
| ÜZERİNDE YÜRÜYEBİLME |
|
| SERVİS SICAKLIĞI |
|
| ZEMİN SICAKLIĞI |
+ |
| KATI MADDE ORANI |
TAKRİBEN %90 |
| SARFİYAT (TEKKATTA) |
0,40 - 0,70 kg/m² |
| SHORE SERTLİĞİ |
A-65 (7 gün) |
| ÇEKME DAYANIMI DIN 53 504 |
>81,58 Kg/cm² (7 gün) |
| KOPMA UZAMASI DIN 53 504 |
%450 (7 gün) |
| KİMYASAL DAYANIM |
ASİDİK VE BAZİK ÇÖZELTİLER |
ÜRETİCİ FİRMA : ERK İNŞAAT 0216 336 31 36 www.izocardi.com
Yapı tasarımında kimi zaman birbirine karşıt olan bir çok etkeni göz önünde bulundurmak ve bu etkiler arasındaki dengeyi sağlayacak imkanları en iyi şekilde değerlendirmek gerekir. Tasarımlarda; planlama, görünüm, dayanıklılık, dış çevre ve fiziksel ortam şartları göz önünde bulundurulmalı, bunlara gereken önem verilmelidir. Isısal konular göz önüne alınmadan yönlendirme, planlama, biçim, pencere tasarımı, yapı gereçlerinin seçimi gibi konularda kesin kararlar alınırsa tasarımın bütünüyle başarılı olması sağlanamaz. Yapının ısı tasarım açısından başarısı; hacimlerde ısı konforunun sağlanması ve bu konfora etki eden ısıtma sistemlerini minimum ölçüde kullanmakla mümkündür.
İklim konusu (rüzgar, güneş, yağış, sis gibi) önemine rağmen meteorologlar, coğrafyacılar, ısıtma-havalandırma mühendisleri ile şehir plancıları ve mimarlar arasında bir ilişki kurulmadığı, iklim bina ilişkisini kuran metodlar genellikle ısıtma ve havalandırma mühendisleri tarafından geliştirildiği için iklime uyumlu bina kavramı tasarımcıdan uzak kalmıştır. Bugün ise tasarımcıların verdiği kurallar (ilk etapta) güneşin binanın çevresel performansını ne derece etkilediği ile ilgilidir.
Uygulanmakta olan geleneksel tasarım sürecinde, tasarımcı bütünüyle çevresel kaygılardan uzak bir bina yapıp ısıtma mühendisine, havalandırma ve tesisat mühendisine teslim eder ve onların yer yer düzeltmeler yapmasını ister.
Kış Etkilerinden Korunma
İnşaat yerinin seçiminde yapının ısı yalıtımı göz önünde tutulmalıdır. Kış güneşinden maksimum düzeyde yararlanma konusunda hakim rüzgarlar, çevre yapılar, bitki örtüsü ve pencerelerin yönlendirilmesi gibi hususlar çok iyi düşünülmelidir.
Binanın ısıtma ihtiyacı ve sağlıklı bir ortamın oluşturulması, yapı dış kabuğunda yeterli bir ısı korunumsağlanmasına, hava kaçaklarının önlenerek yeterli bir havalandırmanın temin edilmesine, aynı şekilde binanın dış mimarisinde ve konumlandırılmasına (bitişik düzen veya müstakil yapı) bağlı olduğu unutulmamalıdır. Aynı şekilde binanın iç mimarisine de dikkat etmek gerekmektedir. Eşit derecede ısıtılan veya ısıtılamayan iç hacimler olabildiğince yan yana veya üst üste getirilmelidir. Mimari tasarım sırasında da yapının ısı kaybeden dış yüzey alanının yapının ısıtılan iç hacmine oranı büyüdükçe yapının ısı kaybının artacağı dikkate alınmalıdır. Bu bakımdan tasarım sırasında bina dış kabuğunda gereksiz girintili-çıkıntılı detaylardan kaçınılmalıdır.
Özellikle meydana getirdiği ısı köprülerinin önlenmesi mümkün olmayan betonarme konsol, balkon, saçak gibi çıkıntılar cephe mimarisinde asgari seviyede tutulmalıdır. Yapı dış kabuğunda teşkil edilen şeffaf yüzeylerin (pencere, camekan vs) artırılması yapının çevre ile ısı alışverişini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu nedenle, şeffaf yüzeylerin kuzey cephesinde azaltılıp güney cephesinde arttırılmasıyla (Güneydoğu/Güneybatı yönleri dahil) yapının kış günlerinden ışıma süretiyle yararlanmasını sağlayacağından ısı kayıpları azaltılarak ısı kazancı sağlanabilir.
Pencere ve kapılara yeterli hava sızdırmazlığı lastik conta uygulaması ile sağlanmalıdır. Aynı şekilde ön yapımlı elemanların birleşim yerleri hava sızdırmaz şekilde örtülmüş olmalıdır. Kapalı ve hava sızdırmayan panjurlar, pencereler ısı kaybını önemli ölçüde azaltır.
Dış duvar içinden baca, ısıtma ve su tesisatları geçirilmemelidir. Yapı dış kabuğunu meydana getiren yapı malzemelerinin ve ısı tutucu malzemelerin devamlı sağanak yağmur veya buhar yoğuşması sonucu nemlenerek ısı yalıtım özelliğini kaybetmemesi sağlanmalıdır. Bunu için yıllık yağış miktarı 600 mm üzerinde olan bölgelerde veya rüzgarlı bölgelerde ve yüksek yapılarda duvarların dış sıvası özel önlemler (su emmeyi azaltıcı harç katkı maddeleri ilavesi veya sentetik yüzey kaplamaları) alınarak yapılmalıdır. Aynı şekilde devamlı olarak +20 °C iç ortam sıcaklığında %75 bağıl nemin üzerinde aşırı iç ortam şartlarının hüküm sürdüğü hacimlerde buhar yoğuşma tahkiki yapılarak gerekli görülen durumlarda yapı kesitinin buhar geçirgenlik direnci ve ısı geçirgenlik direnci düzeltilmelidir.
Konutlarda bulunan banyo ve mutfaklardaki aşırı buhar şartları devamlılık arz etmediğinden normal şartlar olarak düşünülmemelidir. Bu tahkik sonucu, yetersiz görülen yapı elemanlarının sıcak yüzeyden buhar geçirgenlik direnci yüksek olan bir kaplamanın uygulanmasıyla buhar geçirgenlik direnci artırılmalı ve/veya elemanın ısı geçirgenlik direnci, kalınlığı veya malzeme cinsi değiştirilerek arttırılmalıdır. Aşırı şartlarda her iki uygulama ile birlikte havalandırmalı cephe teşkiline gidilir.
Yapı dış kabuğunun oluşturulmasında yapı malzemelerinde ısı iletkenlik ve ısı depolama özelliklerinin belli bir uyum içinde olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca yapıyı oluşturan elemanların ısı depolama özelliği olması dış ve iç iklim şartlarındaki hızlı değişmelerin dengelenebilmesi bakımından gereklidir.Kısa kullanım süreli yapılarda (spor salonları, tiyatro vs) yapının ısı depolaması arzu edilmeyip hızlı ısınması arzu edildiğinden, yapının yeterli ısı yalıtımını sağlayan fakat ısı depolamayan malzemelerden veya iç yüzünden bir ısı tutucu uygulaması ile ısı depolaması önlenmiş olarak teşkil edilmesi gerekir.
Yaz Etkilerinden Korunma
Yapının konumu ve yerleşimi ayrı bir öneme sahiptir. Yapı tasarımında yer seçimi şansı çok az olduğundan tasarımcının yapı için önceden belirlenmiş arazi parçasının var olan özelliklerini (topoğrafik düzeni, eğimi, yönü vs) veri olarak değerlendirerek güneş ışınımı açısından en uygun konumu belirlemesi gerekir. Bu belirlemenin kentsel yerleşme ölçeğinde mevcut yerleşme dokusuna uyması gerekir. Binalar soğuk hava şartlarında minimum ısı kaybı, sıcak hava şartlarında ise minimum ısı kazancı sağlayacak şekilde biçimlendirilmelidir.
Bina boylarının uzunluğu iklim tipine göre değişir. Soğuk ve kuru iklimlerde kompakt yapı oluşturulması oldukça yararlıdır. Bu tür yapılar sert çevre etkilerine karşı minimum yüzey oluşturur. Kompakt yapıların boyları ile enleri arasındaki fark küçüktür.
Yapıda daha genel anlamda güneş ışınımlarının yüklendiği görevlerden biri de pasif ısıtma iklimlendirme işlevidir. Güneş ve diğer enerji kaynaklarının aktif ısıtma ve iklimlendirme sistemlerine destekleyici görev yüklenmesiyle istenen iç iklimsel şartlar büyük ölçüde sağlanır.
Yönlendirme, yapı içi ısısal konforu güneş etkilerine bağlı olarak etkiler. Güneş etkenine göre yapılacak bir yönlendirmeyle istenilen düşük sıcaklıklar veya yüksek sıcaklıklar elde edilebilir.
Güneş ışınları açısından bir yapının yönlendirilişindeki ana ilke, kışın güneş ışınlarından olabildiğince yararlanmak, yazın ise aşırı etkisinden korunmaktır. 32-56° kuzey enlemlerinde yer alan yapıların güney yüzleri, kışın doğu ve batı yüzlerine göre üç kat daha fazla güneş ışınımı alabileceği söylenebilir. Bu durumda doğu ve batı yüzeyleri, güney yüzeyine göre kışın daha soğuk, yazın daha sıcaktır.
Güneydoğu ve güneybatı yüzleri kış aylarında, yaz aylarına göre daha fazla güneş ışınımı alır. Yatay yüzler ise en fazla güneş ışınımını yaz aylarında alır. Kış aylarında ise bu yüzler güney, güneydoğu ve güneybatı yüzeylerinden daha az ışınım alır.
Yukarıdaki verilerden yola çıkarak, değişik işlemleri olan yapılar için doğu-batı doğrultusunda uzanan yani uzun yüzeyleri güneye ve kuzeye, dar yüzeyleri doğu ve batıya bakan yönlendiriliş biçiminin en uygun olabileceği ileri sürülebilir. Bu tür yapılarda değişik mekanları karşılıklı olarak her iki yüzeye yerleştirmek mümkündür. Kare planlı yapılarda ise her mekan için değişik yönlendirme söz konusudur.
Yatak odalarının sabah güneşini alması, tuvalet ve banyo gibi hacimlerin güneş ışınımlarından uzak kalması istenir. Yapıların ana fonksiyonlarına ilişkin hacimler (yaşama vb) güneye ve güneybatıya yönlendirilmelidir.
Cam yüzeylerinin boyutları öteki yapı yüzeylerine göre daha büyük tutulmalıdır. Bu durum; kışın güneşin ısıtıcı etkisinden olabildiğince yararlanmayı sağlar. Ayrıca kışın güneşten yararlanmayı, yazın da güneşin etkisinden korunmayı sağlayan ve aşağıda açıklanan çözümleri yapmak mümkündür. Batı ve kuzeybatı yönlerindeki mekanlarda (wc, banyo, erzak deposu, kiler vs) cam yüzeyler güneşten korunmak nedeniyle minimum boyutlarda tutulmalıdır. Güneş ışınlarına göre tasarımlarda, doğuya bakan dış yüzeylerin renginin açıklığı ile koyuluğu ve yüzeyer yakın hava devinimlerinin etkili olduğunu da unutmamak gerekir.
Güneş kırıcısız büyük pencere alanları, özellikle dış duvarların yeterli ısıl ataletine, iç mekanların da yeterli ısı depolama özelliğine sahip olmamaları halinde iç hacimlerin ve binanın aşırı ısınmasına neden olur. Koyu renk dış elemanların dış yüzey sıcaklıklarında aşırı yükselme görülür. Şeffaf yüzeylerin güneş etkisine karşı korunmaları mimari tasarım sırasında balkon veya saçak gibi güneş kırıcıları teşkili veya panjur vb uygulamalar ile olur. Şeffaf yüzeylerin yönlendirilmelerinde pencereli cephenin güney veya kuzeye yönlendirilmesi, doğu veya batıya yönlendirilmelerinden daha faydalıdır. İki yöne de açık köşe odalarında özellikle güneydoğu ve güneybatı istikametlerinde pencere açmak tek bir yöne pencere açmaktan daha olumsuz sonuç verir.
Yapılarda güneş etkisini optimize eden pasif ısıtma sistemlerinin fonksiyonlarını yerine getirmesi için;
Bina Kabuğunun Doğal İklimlendirme Parametreleri
Bina kabuğunun doğal iklimlendirici olarak kullanılması ilkesinden hareketle güneş enerjisinden üç ayrı yöntemle yararlanılır. Bunlar;
Her üç yöntemde de göz önünde bulundurulması gereken bazı parametreler vardır.
Kullanıcıya İlişkin Parametreler:
Fizyolojik Parametreler:
İklimsel Parametreler:
Binaya İlişkin Parametreler:
Isı geçişlerine karşıalınacak önlemler kısaca şunlardır;
Yapılarda ısı kayıpları; Dış duvarlar, Çatı, Döşeme, Pencereler ve Hava Kaçakları olmak üzere beş yoldan olmaktadır.
Yapının mimari projesi yanında tek veya çok katlı olmasına, bina yerleşim durumlarına göre bu yollardan olan ısı kayıp oranları da değişir.
Yapılarda ısı etkilerinden korunmanın önemini aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.
Projelendirme Döneminde Isı Etkilerinden Korunma Yönünden Alınacak Tedbirler
Yapıların projelendirilmesi sırasında aşağıdaki hususlar mutlaka dikkate alınmalıdır.
Isı Etkilerinden Korunmada Genel Esaslar
Bir hacmin ısı etkilerinden korunması aşağıdaki unsurlara bağlıdır.
Yapı Bileşenlerinin Isı Yalıtımı
Yapı bileşenlerinin ısı yalıtma yeteneği iletimle toplam ısı geçiş direnci (1/Λ) ile belirir. Bu kullanılan malzemenin cinsine, iletim katsayısı hesap değerine (λh) ve kalınlığına (d) bağlıdır. Bileşenlerin ısı yalıtma yeteneği kalınlığının büyümesi veya ısı iletim katsayısı hesap değerinin küçülmesi ile artar.
Katı malzemelerin ısı iletkenliği, malzemenin gözeneklik derecesine, gözeneklerin büyüklük ve dağılım durumuna, malzemeyi meydana getiren maddelerin ısı iletim katsayılarına ve barındırdığı rutubet miktarına bağlıdır.
Bir yapı elemanının iç ve dış ortamları arasında, sıcaklık ve bağıl nemin farklı olmasından kaynaklanan farklı buhar basınçları oluşur. Isıtma periyodu olan kış mevsimini dikkate aldığımızda, genellikle iç tarafta yüksek buhar basıncı vardır ve iç ortamda gaz halinde bulunan su buharı ısı akımı ile aynı yönde hareket ederek dış ortama ulaşmaya çalışır. Havadaki su buharının dış ortama gaz olarak ulaşması halinde yapı elemanının gerek kullanım ömrü ve gerekse ısıl performansı açısından bir sorun yoktur. Fakat havadaki su buharı bir yüzeyde veyayapı elemanı içinde su haline dönüşürse yapı fiziği yönünden tehlikeli olabilir. Su buharının gaz halinden sıvı hale geçmesi, yapı elemanını oluşturan malzemelerin havadaki su buharı ve ısı geçişine gösterdikleri dirence ve malzemelerin sırasına bağlıdır. Su buharının sıvıya dönmemesi için aşağıda tanımlanan metodlarla incelenerek, gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır.
Terleme
Yapı elemanının görünen yüzeyinde su buharının yoğuşması sonucu su haline dönüşmesidir. Eğer havanın temas ettiği yüzeyin sıcaklığı içindeki su buharının çiğ noktası sıcaklığının altına düşerse yüzeyde su zerrecikleri birikintisi oluşur. Kış mevsiminde pencere camlarının iç yüzeylerinde terlemenin görülmesi buna örnektir. Terlemenin önlenmesi için yapı elemanının ısı geçişi direncini arttırmak genelde yeterlidir.
İç Yoğuşma
Yapı elemanının iç tarafında meydana gelen, ilk oluşumda göz ile fark edilemeyen su birikimidir.Eğer bu su birikimi zamanla kuruyabiliyor veya yapı elemanı bünyesinden fiziksel olaylar sonucu atılabiliyorsa, bir tehlike arzetmez. Şayet yoğuşma sonucu oluşan su miktarı belli bir ölçüyü geçmekte ise bunu önlemek için bazı tedbirlerin alınması gereklidir. Terlemenin önlenmiş olması her zaman iç yoğuşmayı önlemez. İç yoğuşmanın ayrıca kontrolü gerekir.
Buhar Geçişi Tahkiki Konusunda Gerekli Bazı Kavramlar
Havadaki Su Buharı Miktarı
Atmosferi oluşturan hava, değişik gazların ve belirli bir oranda su buharı karışımından ibarettir. Havanın sıcaklığı arttıkça içerisinde gaz olarak muhafaza edebileceği su buharı miktarı da fazlalaşır. Doymuşluk hali denilen miktara ulaştığında ise su buharı havada gözükür hale gelir ve temas ettiği yüzeyleri ıslatmaya başlar.
Bağıl Nem
Havanın doymuşluk haline kıyasla yüzde olarak taşıdığı su miktarı oranıdır. Bir başka deyişle, bağıl nem, havanın içindeki su buharı ağırlığının aynı sıcaklıktaki havanın içerebileceği en fazla su buharı ağırlığına oran olarak ifade edilir. Bağıl nem için bir tanım ise, havadaki kısmi su buharı basıncının aynı sıcaklıktaki doymuş su buharı basıncına oranı ile ifade edilebilir.
Çiğ Noktası Sıcaklığı
Belirli şartlardaki havanın çiğ noktası sıcaklığı, aynı şartlarda bulunan ve aynı miktarda su buharı bulunduran doymuş havanın sıcaklığıdır. Yoğuşma noktası sıcaklığı aynı zamanda çiğ noktası sıcaklığı olarak da adlandırılır.
İçinde su buharı bulunan havanın temas ettiği yüzeyin sıcaklığı, çiğ noktası sıcaklığının altına düştüğü zaman yüzeyde su zerrecikleri birikmesi yani terleme başlar. Bir başka deyişle, yüzey sıcaklığı temas ettiği havanın %100 bağıl nem halindeki sıcaklığının altına düştüğü anda terleme görülür.
Terlemenin Önlenmesi
Terleme ve yoğuşma olayları, yapı elemanı içindeki yalıtım malzemesinin değerini düşürmekte, metalik birleşim elemanları korozyona uğratmakta, ahşabın deformasyonuna neden olmakta, akış yönünde yüzeysel çiçeklenmelere veya kaplama malzemelerinin kabarma ve dökülmelerine neden olmaktadır. Özellikle, homojen olmayan ve bir kaç malzemenin bir araya geldiği yapı elemanlarında ortaya çıkan bu sorun, ısı tutucu malzemenin de yer alması ile daha büyük zararlara yol açabilmektedir. Dolayısıyla detaylandırmalarda özellikle yoğuşma hesaplarının yapılması ve bu hesaplardan çıkan sonuçlara göre malzemelerin yan yana getirilmesi konusu üzerine titizlikle durulması gerekmektedir.
Terleme ve yoğuşma konusunda yapı fiziği açısından alınması gereken önlemler, genel planlama ve malzemeler arasındaki düzenlemeler şeklinde iki ana ilke çerçevesinde çözüme ulaşır. Genel planlama önlemleri, yapı elemanları arasında yapılan havalandırma ve yüzeyi belli bir sıcaklık derecesinde tutabilmek için ısı tutucu malzeme kullanmak veya yüzeysel olarak (sıcak hava püskürtme veya rezistans teli ile ısıtma) ısıtılan ısıtmalardır.
İç havanın bağıl nemini azaltmak, terleyen yüzeyde hava sirkülasyonu sağlayarak havayı harekete geçirip konveksiyon katsayısını küçültmek yoluyla yüzey sıcaklığını çiğ noktasının üstüne çıkartmak terlemeyi engeller. Ayrıca, nem artışının yüksek olduğu hacimlerde iç nem azaldığında nemi geri veren bir nem emici tabakayla yüzeyleri kaplamak iyi sonuç veren önlemlerdir.
Yapı elemanları arasında yapılan havalandırmalar, çatı ve döşemelerde yapılan havalandırmalar ile özellikle teras çatılarda su ile ısı yalıtım tabakaları arasında uygulanan havalandırma yöntemleridir. Burada yoğuşmanın iç ve dış hacimler arasındaki basınç farkından ileri geldiği düşüncesinden hareket edilerek iki basıncı birbirine eşit kılan hava sirkülasyonunun çatının parapet veya saçak kenarından çözüme ulaştırılması, zemine yakın döşemelerde ise kadronlu sistemlere gidilerek arada yer yer hava boşluklarının bırakılması, ayrıca yine teras çatılarda her 50 m² ‘ye bir adet Ø25 mm ‘lik veya 100 m² ‘ye bir adet Ø80 mm ‘lik plastik veya metal boruların ısı ve su yalıtım tabakalarının arasına inecek şekilde yerleştirilmesi gerekir.
Islak kagir elemanların uygulanışında malzeme içinde kalan nem ileride zararlı sonuçlar görecektir. Bu nedenle, kurumanın sağlanması için, yapı bittikten sonra ısıtma ve havalandırma işlemleri yapılmasında yarar vardır.
Yapı elemanlarının yüzey sıcaklığı ortam havasının çiğ noktası sıcaklığının üzerinde ise yapıda bir terleme söz konusu değildir. Her iki sıcaklığın eşit olma durumu ise sınır noktasıdır. Bunun dışındaki hallerde ise terlemenin önlenmesi için yapı kesitinde uygun kalınlıkta mineral yün gibi bir yalıtım malzemesi kullanılmalıdır.
Yapı Kabuğuna Etki Eden Isı ve Nem Etkileri
Nem sürekli değişken şekillerde yepı elemanını etkiler. Sağanak veya kar gibi birikme yapan durumlarda, emme ve dışa verme olayları görülür. Nem, su buharı şeklinde ise, yapı elemanına ve malzeme tabakalarına sızar. Şartlar uygunsa diğer taraftan çıkar. Su buharı, buhar basıncının düşmesinden sonra oluşur. Yönü de sınır durumlarda ısı akımının tersine olabilir. Örneğin, zemin katlardaki döşemelerde, ısı gibi su buharı da kışın sıcak oda havasından, yapı elemanının içinden daha soğuk olan dış havaya sızar. Yazın ise bu durumun tam tersi söz konusudur. Su buharı difüzyon yoluyla gerçekleşen bir nemlenme veya nemden kurutulma olayı, çok zaman alır ve çok az nem miktarları taşınır. Nem akıcı halde, yani su halinde ise kısa zamanda fazla miktarda nem transferi elde edilir.
Bir malzemenin ayrışımını bilmenin yanı sıra en önemli kriterlerden biri nemlilik kriteridir. Nemlilik ahşap, tuğla, sıva, çimento gibi bazı gözenekli malzemelerin kuru zamanlarındaki nem oranlarıdır. Aşağıdaki tabloda kuru durumdaki bazı malzemelerin nem oranları verilmiştir.
|
Malzeme |
Nem Oranı |
| Kereste |
10-20; Merkezi ısıtmalı binalarda 8-14 |
| Hafif Beton |
1,0-5,0 |
| Yoğun Beton |
0,5-1,75 |
| Sıva |
0,2-1,0 |
| Kil Tuğla |
0,25-0,75 |
Bir dış duvarda çeşitli şartlarda nem artış değerleri önemli farklılıklar gösterebilir. Örneğin;
Yalıtımda seçilen detay ile maksimum cephe alanı yalıtılmalı, böylece yalıtımın verimi maksimize edilmelidir. Yalıtımın içeriden yapılması veya sadece belirli bir duvar elemanının yalıtımlı olması (sandviç duvar veya gazbeton), yapı cephesinin kısmi olarak yalıtılması anlamına gelir.
Çatı kaplamaları, yıl boyunca değişen atmosfer sıcaklık etkisinde farklı ısısal konfor karakteristiği sergilediği gibi, bir gün boyunca da önemli sıcaklık değişimlerine maruz kalabilmektedir.
Çatı tavanı kışın, çatı tavanından geçerek yukarı doğru yönelik olan ısı ve su buharı akımları etkisindedir. Buna karşın, yaz mevsimlerinde ise çatıda yüksek sıcaklıklar oluşmaktadır. Bu durumda, yukarıdan aşağıya doğru ısı ve buhar akımı olur. Bu fiziksel oluşumlar, yalnızca atmosfer ortamındaki sıcaklık değişimine bağımlı olmamakta, diğer taraftan çatı tavanında kullanılan malzemenin veya yapı elemanı tabakalarının ısı yalıtım karakteristiğine bağımlı olmaktadır. Eğer ısı yalıtımı açısından olumlu malzeme kullanılmış ise, gerek yaz ve gerekse kış aylarında, yapı için sıcaklık değeri dengelenebilecek veya ayarlanabilecektir. Yapılan inceleme ve irdelemeler göstermiştir ki, çatı konstrüksiyonu veya çatı örtüsünde hangi sıcaklığın meydana geleceği şu faktör ve parametrelere bağımlı olmaktadır:
Yaz ve kış mevsimlerinin sıcaklık farkları, teras çatı konstrüksiyonlarını etki altına alarak konstrüksiyonlarda form değişikliğinin yanı sıra basınç ve çekme gerilmelerinin oluşmasına da neden olabilir. Oluşan bu iç kuvvetin büyüklüğü bazı faktörlere bağlıdır. Buna örnek olarak;
Çatı örtüsünde yalıtım amaçlı olarak genelde kullanılan malzeme türleri aşağıda sıralanmıştır. Buna göre:
Anorganik Esaslı Malzemeler
Doğal-Organik Esaslı Malzemeler
Suni-Organik Esaslı Malzemeler
Teras çatılarda yapılan ısı yalıtım sadece ısı tasarrufu ve iç iklimsel konforu sağlamak, kondensasyona (terlemeye) engel olmak için değil, aynı zamanda beton çatı döşemesinin maruz kalacağı sıcaklık farklarının azalmasına ve konstrüksiyonun form değiştirmesini önleyerek yapının sağlamlığını korur.
Teras çatılar direkt güneş sıcaklığı altında olduğundan çatının ısınması ayrıca şu faktörlere bağlıdır;
Bina ısısının dışarıya bir hava boşluğundan geçmeksizin, doğrudan çatı örtüsünden çıkan çatılara “sıcak çatılar” denir. Eğimi 15° ‘ye kadar olan düz teras-çatılarda, özellikle üzerinde gezinme ve soğuk-sıcak etkileri gibi fiziksel olaylar dikkate alınmalıdır. Bu nedenle ısı yalıtımı şekil ve gereçlerin iyi seçilmesi, dolayısıyla ısının çatı döşemesine intikali önlenmelidir. Üzerinde yürünen teras çatılarda, kaplamanın ısı değişikliklerinden etkilenmemesi için, mümkün olduğunca küçük alanlara bölünmesi ve aralıkların elastik bir dolgu gereciyle doldurularak, genleşmeye uygun duruma getirilmesi gerekir. Düz ve az eğimli teras çatılarda ısı yalıtımından başka, kar ve yağmur sularının, ısı yalıtımı gereci ve çatı konstrüksiyonuna inmesini önlemek için, su ve nem yalıtımının da yapılması gerekir. Çatı arasının kullanılmasına veya kullanılmamasına göre kapalı çatılar için iki türlü uygulama söz konusudur.
Pencereler yapıda kullanıldıkları günden bugüne kadar yüklendikleri fonksiyonlar açısından çeşitli değişimler göstermişlerdir. İlk uygulamalarda yapıya sadece hava ve ışık sağlayan pencere, cam ile kullanılmaya başlamasıyla koruma fonksiyonlarını da yerine getirmeye başlamıştır. Günümüzde malzemelerin geliştirilip detaylandırılması ile pencere saydam bir cephe elemanı olarak görev yapmaktadır.Bilindiği gibi, doğrama türlerine göre pencereler ısı geçirme katsayıları açısından farklılık göstermekte ve doğrama türüne göre ahşap, plastik ve metal doğramalı pencereler olarak ele alınmaktadır. Ülkemiz genelinde halen pencerelerde tek cam kullanılmaktadır. 1970 ‘li yıllarda yapılan binalarda da özellikle ön cephelerin tamamen cam yapıldığını görüyoruz. Son 10 yıl içinde çift cam (ısıcam) oldukça yaygınlaşmış olup hatta yansıtmalı çift camlar da kullanılmaya başlanmıştır. Pencerelerde basit yani tek cam uygulaması halinde ısı kaybı 100 ise çift cam kullanılması halinde yaklaşık 50, yansıtmalı çift cam kullanılmasıyla da 25 değerine kadar düşürülebilmektedir.Yansıtmalı çift cam kullanılması halinde oda içindeki ısı kaynaklarından olan uzun dalga boylu ısı ışınımı camdan tekrar içeriye yansımakta ve ışınımla ısı kaybı azalmaktadır. Kısa dalga boylu güneş ışınımı ise oda içine girebilmektedir.Kasa ve Doğramaların Isı Kaybına EtkisiKasa ve doğramaların genellikle fırınlanmış keresteden yapılmaları gerekmekle beraber, ülkemizde fırınlamaya özen gösterilmediği için çok kısa sürede şekil bozuklukları (deformasyonlar) olmakta, dolayısıyla hava kaçakları artmaktadır.Alüminyumdan yapılan kasa ve doğramalar bir ara yaygınlaşmasına karşın alüminyumun ısı iletim katsayısının çok yüksek olması nedeniyle ısı köprüsü etkisi büyük olmaktadır. Isı köprüsü etkisini azaltacak konstrüksiyonlara yönelme olmuştur.Son yıllarda PVC (sentetik) asıllı kasa ve doğramalar çok yaygınlaşmaya başlamış olup ısı köprüsü etkisini azaltacak konstrüksiyonlar kullanılmaktadır. Yapılan hesaplar sonucunda “G” yakıt sarfı olarak aralarında aşağıdaki oranlar bulunmuştur.1.5 < GAhşap / GPVC < 2.241.32 < GAlüminyum / GPVC < 1.65Panjurların Isı Kaybına EtkisiÜlkemizde panjurlar genellikle güneş ışınımından korunmak için tercih edilmekle beraber, ısı kaybının azalmasında önemli rol oynarlar. Panjurun alüminyun veya PVC asıllı ve ara boşluğun ısı yalıtım malzemesi ile doldurulmasına göre (K) toplam ısı geçiş katsayıları da farklı olur. Tablo 1.5 ‘in incelenmesinden çift cam (ısıcam) kullanılmasına göre panjur ve perdeye bağlı olarak ısı kaybının %50 azaldığı anlaşılmaktadır. |
Pencere Elemanı |
K (W/m²K) |
Tek Camda Kayıp 100 ise |
Çift Cam (Isıcam) |
3.0 |
~50 |
Çift Cam ve Perde |
2.2 |
~37 |
Çift Cam ve Plastik Panjur |
1.9 |
~32 |
Çift Cam, Plastik Panjur ve Perde |
1.5 |
~25 |
Çift Cam ve Alüminyum Panjur |
2.1 |
~35 |
Çift Cam ve Alüminyum Tekli Panjur |
2.7 |
~45 |
Çift Cam ve Alüminyum Jaluzi |
2.7 |
~45 |
Tablo 1.5. Cam, Panjur ve Perde Hallerinde Isı Kaybının Azalması |
||
Hava Kaçaklarının ÖnlenmesiPVC ‘den yapılan pencerelerden hava kaçakları hemen hemen sıfır değerine düşürülebilmiştir. Ahşap pencereler ile özellikle sokak kapılarında hava kaçaklarının önlenmesinde sızdırmazlık bantları, çıtaları ve keçeleri kullanılmaktadır. |
Türk Standartları TS 825 ve Alman DIN normu 4108 ‘e göre, taşyünü, extrude polistren, expanded polistren, camyünü, polietilen, poliüretan, cam köpüğü gibi ısı iletkenlik değeri (λ) 0.060kcal/mh°C değerinin altında olan malzemelere “ısı yalıtım malzemesi“, bu değerin üstünde kalanlara da “yapı malzemesi” denir.
Isı yalıtım malzemelerinin istenilen performansı karşılayabilmeleri için, boşluk oranı fazla, yoğunluğunun düşük, nem oranının az olması gerekir. Sadece ısı iletkenliği düşünülerek oluşturulan yapı elemanlarının istenen sonuçları vermediği görülmektedir. Isı yalıtımının yanında, rutubet akımı ve yoğuşma olayının önemi yalıtım malzemesinde başka nitelikleri aramayı gerekli kılmıştır. Malzemede buhar difüzyon direnç faktörünün büyük olması buhardan etkilenmeyi azaltmakta, sıcaklık değişimlerinden daha az etkilenmek ve ısıyı depo edebilmek için de yoğunluğunun büyük, ısınma ısısının da yüksek olması beklenmektedir. Tek bir malzemenin bu ve benzeri tüm özelliklere sahip olması mümkün görünmemektedir.
Yapıların ısı etkilerine karşı korunmasında en büyük görev dış yapı bileşenlerine düşmektedir. Başta duvar ve pencereler olmak üzere, çatı, baca ve zemine temas eden yapı bileşenleri dış çevreden gelen etkilere karşı yapıyı korurlar. Isı yalıtımı açısından bu bileşenleri oluşturan malzemelerin ısı iletkenliği, ısı depolama ve soğutma-ısınma davranışı gibi özellikler çok önemlidir.
Isıl yalıtımlar, doğru uygulandığında, iletim, taşınım ve/veya ışınımısı geçişi tipleri ile enerjisi geçişini azaltan, malzemeler veya birleşik malzeme topluluklarıdır. Bu yalıtım malzemeleri lifli, taneli, film-tabaka, blok veya tek parçadan yapılmış, açık-kapalı hücreli, kimyasal-mekanik olarak birbirine bağlanmış veya desteklenmiş karma malzemeler olabilir.
Isı geçişinin azaltılmasıyla, ısı yalıtım malzemeleri aşağıdaki ısıl fonksiyonların bir veya bir kaçına hizmet edebilir.
Bunlardan başka, ısı yalıtımı ilave fonksiyonlar da sağlayabilir. Bu fonksiyonlar, ısı yalıtımının esas amacı ve yeteneğine uygun olmalıdır.
Belli şartlar altında yalıtımlar:
Isı yalıtımı normalde şu temel malzeme ve karmaları içerir;
Buhar Basınç Farkı
Yapı elemanı farklı iki ortamla sınırlandığı durumlarda (bina dış kabuğu) iç ve dış yüzeyler arasında buhar basınç farkı ortaya çıkar. Kışın binalar ısıtıldığından iç ve dış ortamın arasında büyük sıcaklık farkı çıkar. Buhar basınç farkının değişmez bir sonucu olarak buhar, malzeme bünyesine nüfuz eder. Yapı elemanının bünyesinde ısı akım istikameti ile buhar akım istikameti daima aynı yöndedir.Dış ortamın nemi iç ortamdan çok yüksek olsa dahi iç ortamın sıcaklığı daha yüksek olduğundan, daima sıcak ortamın kısmi buhar basıncı soğuk ortamın buhar basıncından yüksek olur.
Doymuş ve Nemli Hava
Hava, sıcaklığa bağlı olarak belirli bir miktarda buharı bünyesinde tutabilir. Sıcaklık düştükçe, havanın içinde tutabileceği buhar miktarı hızla azalır. Belirli barometrik şartlar altında belirli sıcaklıklardaki hava, o şartlar altında tutabileceği azami buhar miktarına sahip ise “buhara doymuş” denir. Bu durumda hava kararsız denge halindedir ve en ufak bir sıcaklık düşmesinde bir kısım buhar yoğuşarak su halinde açığa çıkar.
Buhara doymuş havanın içindeki su buharı miktarı “Ws” ile gösterilir. Birimi ise g/m³ ‘tür.
Yeryüzünü çevreleyen hava tabakası salt oksijen ve azot gazı karışımı olan havadan oluşmaktadır. Hava içerisinde su buharı da vardır. Hava+su buharı karışımına “nemli hava” denir. Havanın içerdiği su buharına “nem” denir. Hava içindeki su buharı miktarı çevre şartlarına ve meteorolojik faktörlere bağlı olarak değişir. 1 m³ nemli havanın içerdiği su buharı miktarının kuru hava miktarına oranına “mutlak nem” denir. Yine 1 m³ nemli havanın içerdiği su buharı miktarının aynı sıcaklık ve aynı toplam basınçta içerebileceği maksimum su buharı miktarına oranına da “bağıl nem” denir.
Yoğuşma
Nemli hava, mutlak nemi değiştirmemek şartı ile soğutulursa nem yükselir. Sonuçta bağıl nem oranı %100 olur. Bu durumda, hava o sıcaklık için doymuştur, kararsız denge halindedir. Bu sınırı aşacak en ufak bir sıcaklık düşüşünde, belli bir miktar su buharı yoğuşarak havadan ayrılır. Yapı fiziği yönünden iki tür yoğuşma gözlenir. Bunlar; görünür ve gizli yoğuşmadır. Binalarda mevcut ve yalıtımlı durumları için yoğuşma ve buharlaşma tahkikleri yapılarak TS 825 ‘te ileri sürülen sınır değerleri sağlayıcı önlemler alınmalıdır.
Görünür Yoğuşma
Yapı elemanlarının yüzeyindeki yoğuşma, aynı zamanda terleme olarak da adlandırılır. Yapı elemanının yüzeyindeki terleme, daima elemanın sıcak yüzünde, elemanın yüzey sıcaklığının havanın çiğ noktası sıcaklığının altına düşmesi halinde ortaya çıkar. Çiğlenme yapı elemanının ısı geçirme direncinin yeterli seçilmesi ile önlenir.
Gizli Yoğuşma
Yoğuşma yapı elemanının bünyesi içinde ortaya çıkar ve genellikle yoğuşma olarak adlandırılır.
Isı Depolama
Bütün yapı malzemeleri ısı depolama özelliğine sahip olup ısınma sırasında ısıyı depo etmektedir. Bir yapı bileşeninin özgül ısısına, yoğunluğuna, kalınlığına ve maruz kaldığı sıcaklık farkına bağlıdır. Isı depolama özelliği, ısıl ataleti (B) ile gösterilir. Devamlı ısıtılan yapı elemanlarında ise ısı depolama niteliğinin enerji tasarrufu açısından pratik bir önemi kalmamaktadır. Ancak yapı dış kabuğunun ısıl ataletinin yeterli olması (uygun salınım frenlemesi ve uygun faz gecikmesi) dış ısı değişmelerinin yapı dış kabuğu tarafından dengelenebilmesi bakımından, yapının iç elemanlarının ise asgari bir ısı depolama yeteneğinde olması iç ortamdaki ani ısı değişmelerinin dengelenebilmesi bakımından arzu edilir.
Yaz aylarında ise güneş ışınımına maruz yapı kabuğunda yaklaşık 70-80 °C sıcaklıklar her zaman ölçülebilir. Bu nedenle, dış kabuğu meydana getiren taş, beton, tuğla gibi yapı malzemesinin yüksek ısı depolama özelliğinde düşük ısı ataletine sahip olması önemli bir sakınca teşkil etmektedir. Dış kabukta gündüz depolanan ısı, bu malzemelerin ısı iletken olmaları sonucu depolanan ısıyı muhafaza edememeleri nedeniyle gece yapıyı hızla ısıtmaktadır.
Isı ataletleri yüksek bileşenlerden oluşan yapılarda, kış aylarında iç mekanların havalandırılması veya ısıtma sisteminin durdurulması hallerinde kısa sürede soğumaz, yaz aylarında yapının ısınması süratli olur. Yapılar ısı etkilerine karşı davranışları açısından incelenirken ısı iletkenliği ve ısı ataleti özellikleri birlikte düşünülmelidir.
Dış kabukta yazın depolanan güneş enerjisi, gece iç ve dış ortama geri dönerken (iç ve dış ortam sıcaklıklarının eşit olması nedeniyle), kışın dış kabukta depolanan ısıtma ısısı dış ortam sıcaklığının genellikle iç ortam sıcaklığından düşük olması, ayrıca duvar sıcaklığının genellikle iç ortam sıcaklığından düşük olması sonucu iç ortama dönmeyip dış ortama kaçmaktadır. Bu açıdan bakıldığında yapı dış kabuğunun yüksek ısı depolama özelliğinde olması enerji israfına neden olmaktadır. Bu olumsuzluğun giderilmesi ancak, tuğla, briket, beton gibi yüksek ısı depolama özelliğine sahip tek tabaka duvarların soğuk yüzeylerine yalıtım tabakası uygulaması ile olabilmektedir. Ancak bu durumda da dış kabuğun kışın güneş ışıması ile pasif enerjiden istifade imkanı ortadan kalkmaktadır.
Yaz aylarında özellikle suni iklimlendirme yapılamayan yapılarda iç ortam şartları tamamıyla dış kabuğun fiziki özelliklerine bağlı kalmaktadır. Bu bakımdan dış kabuğu oluşturan yapı malzemesinin ısı ataleti iç ortam konfor şartlarını belirleyen önemli bir özellik olarak ortaya çıkmaktadır.
Isıl atalet iki kavramdan oluşmaktadır. Bunlar;
Dış duvar yüzeyindeki gece ve gündüz arasındaki sıcaklık salınımları malzemenin ısıl iletkenlik değeri ve ısı depolama yeteneğine bağlı olarak belli bir süre gecikme ve belli bir frenleme ile duvar iç yüzeyine intikal etmektedir.
Salınım frenlemesi dış salınım/iç salınım oranı olarak ifade edilmektedir. Konfor şartlarının sağlanması bakımından bu oranın mümkün mertebe büyük olması arzu edilmektedir. Faz gecikmesi ise duvar dış yüzeyindeki bir ısı dalgasının duvar iç yüzeyine intikal etmesi için gereken zaman aralığı olmaktadır. Konfor şartlarının sağlanması bakımından faz gecikmesinin de 12 saat civarında olması arzu edilir. Zira bu şekilde günün en sıcak saatinde duvar iç yüzü sıcaklığı en yüksek seviyeye ulaşmaktadır. Ancak, 9-10 saatlik bir gecikme de konfor şartını sağlamada yeterli olmaktadır.
Yapı dış kabuk ısı ataletinin yüksek olması, dolayısıyla iç ortamda yaz aylarında konfor şartlarının yeterince sağlanabilmesi için dış kabuğu teşkil eden yapı malzemelerinin ısı depolama ve ısı iletkenlik değerlerinin belli bir uyum içinde olması gerekmektedir.
Beton esaslı dış duvarlar yüksek ısı depolama yetenğine sahip olmalarına rağmen ısı geçirgenlik dirençlerinin çok düşük olması nedeniyle bir yarım periyot süresince muhafaza ederek dengeli bir şekilde verememektedir. Bunun sonucu bu tür yapılarda yazın gecenin ilk yarısı iç ortamda aşırı bir sıcaklık yaşanmaktadır. Aynı şekilde ısı yalıtım malzemeleri de her ne kadar yüksek bir ısı tutma yeteneğine sahip olsalar da ısı depolama yeteneğinin çok düşük olmasından ikinci yarım periyotta malzemenin vereceği ısı kalmamaktadır. Ancak ısı depolama yeteneği ile ataleti yüksek değerlere ulaşmaktadır. Bu malzemenin başında ahşap gelmektedir. Kagir malzemeler arasında en yaklaşanı gazbeton yani hafif betondur.
Soğuma-Isınma Davranışı
Isı depolama ve ısı yalıtma fiziksel açıdan birbirinin zıddıdır. Metaller gibi kütleleri çok büyük olan malzemelerin yüksek miktarlarda ısı depolama yeteneğine ve en çok düşük ısı geçirimsizliğine sahip olmalarına karşın, küçük kütleli yalıtım malzemelerinde durum bunun tam tersidir. Yapı malzemelerinden beklenen ise mümkün olan en yüksek ısı depolama ve en düşük ısı iletkenlik değerlerine bir arada sahip olmasıdır. Bu iki özellik birlikte soğuma katsayısı ile gösterilir. Soğuma katsayısı (A) ne kadar büyük olursa, yapı bileşeni o ölçüde yavaş soğur. Böylece dışarıda oluşan sıcaklık farkları iç mekanlara az ve geç yansır.
Bir hacim ısıtıldığında, onu çevreleyen yapı bileşenleri de ısınır. Bu yapı bileşenlerinin yüzeylerinde oluşan sıcaklık, kullanılan yapı malzemesinin ısı nüfuz katsayısına bağlıdır. Isı nüfuz katsayıları düşük yapı malzemeleri ile oluşturulmuş soğuk hacimler çok daha kolay ve çabuk ısınabilirler. Çünkü, bu nitelikteki yapı malzemelerinin yüzeyleri daha az ısı enerjisi ile istenilen sıcaklığa kavuşurlar.
Asgari Isı Korunum
Bu terim, yapı elemanlarında aranılacak en düşük ısı korunum seviyesini ifade etmektedir. Burada öngörülen korunum şartları, gerek yapı elemanlarının uzun vadede sağlığı ve gerekse insan sağlığı bakımından en alt sınırı ifade eder.
Asgari ısı korunum, yapı dış kabuğunu teşkil eden döşeme ve duvarların iç yüzey sıcaklıklarının, terleme noktasının 1-2 °C üzerinde olmasını sağlamaktadır. Bu sıcaklık normal iç ortam şartlarında 12-13 °C civarında olup, konfor şartlarını sağlamaktan uzaktır. Ayrıca iç ortamın en iyi şekilde ısıtılması ve havalandırılmasını gerektirmektedir. Ancak ısı korunum ile binanın kritik noktalarını teşkil eden iki dış yapı elemanının kesiştiği köşe noktasında, özellikle üç dış elemanın kesiştiği bina köşe ve balkon birleşim noktalarında çiğlenme noktasının altına düşüleceği kesindir.
Ekonomik Isı Korunum
Binaların ve dış kabuğu teşkil eden elemanların ısı yalıtımının sınırı bulunmamaktadır. Artan ısı yalıtım mertebesi ile birlikte ilk tesis masrafları artmakta, buna karşılık işletme masrafları azalmaktadır. Toplam maliyet olan yapım-kullanım maliyeti ise bir dip noktadan geçmektedir. Bu nokta ekonomik ısı korunum seviyesini belirlemektedir.
Ekonomik ısı korunum seviyesini,
İlk tesis masraflarının çok yüksek olmasına karşın yakıtın çok ucuz olduğu durumlarda ekonomik ısı yalıtım seviyesi asgari ısı yalıtım seviyesinin de Altında değerler verebilir.
Tam Isı Korunum
Soğuk yüzeyler ışıma yoluyla sıcak yüzeylerden ısı aldığından sıcak bir ortamda dahi bir insan soğuk bir yüzeye yakın oturması halinde sağlığı tehlikeye girebilmektedir. Saatter ‘e göre tam ısı korunuma, asgari ısı korunumunun iki ile dörtt katı arttırılmasıyla erişilebilmektedir. Ancak, bu suretle, yapı kabuğu iç yüzey sıcaklıkları sağlık ve konfor şartları için gerekli asgari 17-17.5 °C sıcaklıklara yükseltilebilmektedir.
Isı ve Sıcaklık Tanımı
Isı, bir sistem ile sistemin çevresi arasında yalnız sıcaklık farkından dolayı akan bir enerji şeklidir. Sıcaklık ise herhangi bir noktadan ölçülebilen bir değer olup, sıcak veya soğuk hissini pozitif veya negatif bir büyüklük olarak belirler. Bu tanımdan yola çıkarsak;
Isının sıcaklık farkına bağlı olarak akan bir enerji şekli olması, iç mekanlarda sürekli konfor şartlarının muhafaza edilebilmesi için, ısıtma veya soğutma amacıyla ısı enerjisi kaynaklarının tüketilmesini gerektirmektedir.
Isı Transferlerinin Esasları
Isı transferi üç şekilde gerçekleşir. Bunlar;
Yalıtım, kullanıldığı duruma göre dış etkilerden ayırmak veya tecrit etmek anlamında, bina yalıtımı (izolasyonu) ise; "yapıyı kendi bünyesi ile içindeki eşya ve canlılara zarar verici etkilerden korumak için alınan önlemler paketi" olarak tanımlanmaktadır. Oysa bina yalıtımı; "malzeme üretiminden uygulamasına kadar titizlik, hassaslık, çok yönlü detay çalışmasını gerektiren ve birçok bilim dalını ilgilendiren bir sistem bütünüdür". Bu nedenle, bina yalıtımında, ulusal ekonomi ve çevre ilişkisinin ortaya konulması ve rasyonel çözümlere varılabilmesi için ekonomi, fizik, kimya, makine, inşaat, mimarlık vb bilim dalları bir eşgüdüm içerisinde bulunmalıdır.Yalıtım sektörü, inşaat, mimarlık, makine vs meslek gruplarının oluşturduğu yeni ve farklı bir sektör olarak görülebilir. Diğer taraftan, ülkemiz inşaat sektörü ile otomotiv, bilgisayar vb sektörler karşılaştırıldığında en gecikmeli sektörün inşaat sektörü olduğu kolayca anlaşılır. Bu olumsuzluğa rağmen, modern yalıtım uygulamaları her yeni teknoloji gibi gecikmeli de olsa, ülkemize ulaşmış ve belirli bir süre içinde yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bazı bina yapımcısı ve yaptırımcılarının halen yalıtım konusunda duyarsız olmaları veya yasal sorumluluklarını yerine getirmemeleri bu iş kolunun aksayan yönünü oluşturmaktadır. Standartlara uyan, çağdaş teknolojiyi izleyen firmaların ürünlerini, kullanıcıların da bilinçli takip etmeleri, müteahhitlerden, yapıda kullanılan malzemeler hakkında bilgi almaları beklenir. Yapıların mevcut yönetmeliklere uygunluğu ve denetlenmesi gerek ülke, gerekse kullanıcıların menfaatlerine olduğu unutulmamalıdır. Ülkemizde gerçekleştirilmiş veya gerçekleştirilmekte olan konut binaları ele alındığında bunların büyük bir kısmının konvansiyonel yapım sistemli iskelet taşıyıcı, boşluklu pişmiş kil veya gözenekli beton blok dış duvarlar ile oturtma kiremit çatılardan oluştuğu görülmektedir. Dış kabuğun farklı yalıtım özelliklerinin yetersiz kaldığı ve böylece enerji ve performans kayıplarının ortaya çıktığı, dolayısıyla çevrenin zarar gördüğü tartışılmaz bir gerçektir.